Sonbaharın altın renklerine büründüğü yemyeşil bir ormanda, Pıtır adında sevimli mi sevimli bir sincap yaşarmış. Pıtır, kabarık kuyruğu, parlak gözleri ve hiç bitmeyen merakıyla ormandaki herkes tarafından çok sevilirmiş. Yaklaşan kış için günlerdir büyük bir özenle fındık, ceviz ve meşe palamutları topluyor, onları yaşlı meşe ağacının köklerinin altındaki küçük yuvasında saklıyormuş.
Topladığı yiyeceklerin arasında bir fındık varmış ki Pıtır onu diğerlerinden çok farklı görüyormuş. Bu fındık, sabah güneşinin altında altın gibi parlıyor, üzerinde minicik yıldız şekline benzeyen doğal bir desen taşıyormuş. Yaşlı Kirpi Diken Dede, onu görünce gülümseyerek, “Bu sıradan bir fındık değil. Sabrın ve emeğin simgesidir. Ona iyi bak.” demiş.
Pıtır da bu sözleri hiç unutmamış. Her akşam yuvasını kontrol ederken o güzel fındığa da bakar, sonra huzurla uykuya dalarmış.
Bir sabah uyandığında yuvasını düzenlemek istemiş. Fakat en sevdiği fındığın yerinde olmadığını görünce şaşkınlıktan olduğu yerde donakalmış. Bir sağa bir sola bakmış. Yaprakların altını kaldırmış, küçük taşların arasını incelemiş. Ama fındık ortalarda yokmuş.
“Olmaz! Ben onu tam buraya koymuştum. Acaba biri mi aldı?” diye mırıldanmış.
Üzüntüsünü içine atmak yerine hemen arkadaşlarından yardım istemeye karar vermiş. İlk olarak neşeli tavşan Zıpzıp’ın yanına gitmiş.
Zıpzıp kulaklarını dikerek, “Merak etme Pıtır! Birlikte ararsak mutlaka buluruz.” demiş.
İkili, ormanın patikalarında iz aramaya başlamış. Toprağın üzerinde küçücük pençe izleri, kırılmış dallar ve savrulmuş yapraklar varmış. Fakat bunların hiçbiri kayıp fındığa ulaşmalarını sağlamamış.
Tam umutları azalmaya başlamışken bilge baykuş Puhu, yaşlı çınarın en yüksek dalından seslenmiş. “Bir şeyi kaybettiğinde önce korkunu değil, dikkatini dinlemelisin.”
Pıtır derin bir nefes almış. Panik yüzünden etrafındaki ayrıntıları göremediğini fark etmiş. Yeniden dikkatlice bakınca incecik bir fındık kabuğu izi görmüş. İzler onları dere kenarına kadar götürmüş.
Dere kıyısında yaşayan minik kaplumbağa Tosbi, onları görünce gülümsemiş. “Sabah erkenden aceleyle koşan bir karga gördüm. Gagasında parlak bir şey taşıyordu.”
Pıtır ile Zıpzıp birbirlerine bakmış. “Demek izimiz doğru.” demişler.
Kargayı bulmak kolay olmamış. Ağaçtan ağaca dolaşmış, yüksek kayalıkların üzerinden geçmiş, sarmaşıkların arasından ilerlemişler. Yol boyunca yorulan Pıtır birkaç kez durup dinlenmek istemiş. Ancak Zıpzıp, “Vazgeçmek çözüm değildir. Bir adım daha atalım.” diyerek arkadaşına cesaret vermiş.
Sonunda yaşlı çam ağacının tepesinde Kara adındaki kargayı bulmuşlar. Karga onları görünce şaşırmış.
Pıtır nazik bir sesle, “Merhaba Kara. Parlak desenli bir fındık gördün mü?” diye sormuş.
Kara başını eğmiş. “Evet, gördüm. Onu çok güzel olduğu için almıştım. Kimsenin fark etmeyeceğini düşündüm. Ama seni bu kadar üzdüğünü bilmiyordum.”
Pıtır biraz sessiz kalmış. Sonra öfkeyle bağırmak yerine sakin davranmış. “O fındık benim için sadece bir yiyecek değildi. Emek vererek topladığım bir hatıraydı.”
Kara mahcup olmuş. “Haklısın. Özür dilerim.” diyerek fındığı dikkatlice uzatmış.
Tam o sırada sert bir rüzgâr esmiş. Karganın yuvası sallanmaya başlamış. İçindeki küçük dallar ve kuru yapraklar aşağı düşmeye başlamış.
Pıtır hiç düşünmeden dalları toplamaya başlamış. Zıpzıp da yere düşen ince çubukları taşıyarak yardım etmiş.
Kara şaşkınlıkla, “Ben sana haksızlık yaptım. Sen ise bana yardım ediyorsun.” demiş.
Pıtır gülümsemiş. “İyilik paylaşılınca çoğalır. Hatalar ise telafi edilince küçülür.”
Üç arkadaş kısa sürede yuvayı yeniden sağlamlaştırmış. Kara da teşekkür etmek için kış boyunca topladığı birkaç ceviz ve meşe palamudunu Pıtır ile paylaşmış.
Ormana döndüklerinde yaşlı Kirpi Diken Dede onları bekliyormuş. Gülümseyerek, “Bugün aslında kaybolan bir fındık değildi. Sabır, dostluk ve güven sınanıyordu. Siz bu sınavı başarıyla geçtiniz.” demiş.

O günden sonra Pıtır, parlak desenli fındığını yine yuvasının en güzel köşesine koymuş. Ancak artık onun en değerli hazinesi o fındık değil, yol boyunca kazandığı dostluklar olmuş.
Kış geldiğinde dışarıda kar taneleri usulca dans ederken Pıtır, Zıpzıp ve Kara sıcak yuvasında birlikte kestane kavuruyor, yaşadıkları macerayı gülümseyerek anlatıyorlarmış. O günden sonra ormanda kimse başkasının emeğine izinsiz dokunmamış. Çünkü herkes biliyormuş ki gerçek zenginlik, paylaşılan iyilikte ve güvenle kurulan dostluklarda saklıymış.





